|
Günün Yazısı : Kadriye-I
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 20.01.2012 13:40:00 (253 okur) |

Kadriye-I Camiye uğradığı yoktu, hatta Cuma'ya bile gitmeyenlerdendi. Bu yüzden kendisine “Cuma’ya gitmeyen Müslüman kardeşlerimiz bacımızdır” diyen cumaci Müslümanlara da aldırış ettiği yoktu.
Velâkin, ramazan geldi mi! Her akşam sinekkaydı tıraş olur, eşiyle el ele tutuşarak teravih namazına değişik camilerde kılmaya giderlerdi.
Böylelikle ramazanın 20 gününü geride bırakmıştılar. Az da olsa kendini tanıyan birilerine rast geldiklerinde “Bu ne iş?” diye başlayan sorularına ise gülümseyerek “Ramazan ayında şeytanların bağlanması…” diye cevaplıyordu.
Bu akşamda tam cami kapısından içeri girecekken cemaatten birisi onu kapıda yakaladı ve sol çenesindeki yara bandını işaret ederek: |
|
|
Ahmet Altan : Devlet yardakçılığı ve ahlak
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 04.01.2012 08:30:00 (37 okur) |

Devlet yardakçılığı ve Ahlak
Devletin içindeki zehri temizlemeden o devleti on yıl boyunca yönetmeye kalkarsan, o devletin en tepesine tırmanabilmek için kendi halkına arkanı döner, devletin yardakçılığına soyunursan, o zehir kaçınılmaz olarak senin damarlarına da akar.
Sen de zehirlenirsin.
Zehirlenmiş bir devletin zehirlenmiş bir parçası haline gelirsin.
O zaman başlarsın tehditlere, yalanlara, saptırmalara, iftiralara.
O yönettiğini sandığın devlet senin emrinde halkını bombalar, sen devlete sahip çıkarsın.
Bir özür bile dilemezsin. |
|
|
Ahmet Altan : Kürtlerden ne istiyorsunuz?
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 03.01.2012 08:50:00 (38 okur) |

Kürtlerden ne istiyorsunuz?
Yeni yılın ilk saniyelerinde İstanbul’un üstünde havai fişekler patlamaya başlayınca yüzüm kızardı.
Öfke ve utanç duydum.
Bir katliamın kurbanı olan otuz beş insanını daha yeni toprağa vermiş bir toplumun sevinçli kutlamaları doğrusu ya bana ağır geldi.
Sahte bir yastan, kimsenin eğlenmemesinden söz etmiyorum ama “biz bu ölümlere hiç aldırmıyoruz” diye bağıran gösterişli kutlamalar en hafif deyimiyle izansızlık.
Türkiye’nin gerçeğini görmek için çok basit bir soru sormak yeterli:“Eğer PKK otuz beş sivil Türk’ü yılbaşından iki gün önce bir otobüsün içinde havaya uçursaydı bu kutlamaları aynen böyle yapacak mıydınız?”
Hepimiz biliyoruz ki yapmayacaktınız.
|
|
|
Günün Yazısı : Allah’la Aldatmak
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 11.11.2011 23:50:00 (242 okur) |
Allah'la Aldatmak
İslam’da “Haram ve Helaller” ayetlerle kesinleştiği gibi, Allah dinini tamamlamış ve Allah’ın katında dinin ancak İslam olduğu, İnsanlardan başka bir dinin de kabul edilmeyeceği bilgisi bizatihi Allah kendisi Kuran-ı Kerim’inde bizlere bildirmiştir. Haramları kitabında tek tek apaçık yazan Rabbimiz, bildirilenlerin dışında kalan bütün hayvanları helal kılmıştır. Hele bitkisel ürünlerin haramlığından asla bahsedilmediği gibi tümü helal sayılmıştır. Öte yandan..
Allah, İçeriğine ve katkı maddelerine bakılmaksızın "Misafir umduğunu değil bulduğunu yer" tarzından, Kitap Ehlinin yemeğini bize “Temiz ve Helal” Kıldığı gibi bizimkini de onlara “Temiz ve Helal” kılmıştır. Kitap ehlinden birisinin evine Tanrı misafiri olduğumda, bana sunacağı yemeği isterse domuz pirzolası olsun Maide-5.Ayeti kerimesine göre bana "Anne Sütü" gibi "Temiz ve Helaldir" afiyetle yiyeceğim.
Bu yiyeceğime Haram diyecek olan din tacirlerinin kulaklarına küpe mahiyetinde Maide süresinin 87.ayeti kerimesini hatırlatmak isterim. Zira “Allah’ın helal kıldığını haram kılmak suretiyle, sınır ve haddi aştıkları sebebiyle Allah tarafından sevilmediklerini” iyice bilmelerini isterim. Yok, Amerika’nın sevmesi onlara yetiyorsa o zamanda ben de Pensilvanya’ya kadar yolunuz var derim… |
|
|
HABER : Seni çok Özledik
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 07.11.2011 18:00:00 (146 okur) |

Seni Çok Özledik
Ne zaman sapıtsam yoldan çıksam, kendime gelmek için, seni yolculadığımız o gidişini seyrediyorum.
Doğrusunu istersen bu Bayramda da yine eksikliğini hissettim, seni çok özledik. Bilmem kızar mısın? İznini almadan vasiyetini paylaştığım için. Görüşmek dileğiyle...
|
|
|
Günün Yazısı : Şımarıklar Finali Oynamak İstiyor
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 03.11.2011 00:50:00 (260 okur) |

Şımarıklar Finali Oynamak İstiyor 7,2 Van depremi ile ilgili benden bir yazı beklediğinizi biliyorum ve sanırım yeterince herkes tarafından da yazılıp çizildi/konuşuldu. Herkes tozpembe kardeşlik tabloları çizdi ya da kendilerine çizdirildi ama ben çizmeyeceğim. Kimse bana çizdirtemez de. Biraz öfkem ve sinirlerim yatışsın diye bugüne kadar bekledim…
23 Ekim 2011 Pazar günü saat 13.42 civarında Kızıltepe’de ki o unutulmayacak sarsıntıyı hissederken merkez üssünün Bingöl ya da Elazığ olabileceği tahmininde bulunmuştum. Zira 6,4’lük 1 Mayıs 2003 yılındaki Bingöl depremini de Kızıltepe’de aynı şiddette hissetmiştim/hissedilmişti. Ve yine iki depremde beni aynı “şekil ve şiddette” bilgisayar masasının başında yakalamıştı.
Birkaç dakika sonra televizyon kanalları merkez üssü Van Tabanlı köyü ve şiddetinin de 6,6 olduğu yönünde verdikleri ki flaş haberleri doğrusu bana inandırıcı gelmemişti. Hemen hemen aynı şiddette hissettiğimiz iki depremin uzaklık mesafeleri dikkate alındığında şiddetlerinin aynı olması bana kuşkulu ve saçma gelmişti.
Ama ben, nereden bilebilecektim ki! Ekipler geçiksin, daha çok insan ölsün diye, şiddetini bilerek yanlış verebileceklerini. İçlerinde, biriktirdikleri kin ve hasedin bu kadar olabileceğini ummuyordum… Van depremiyle öğrenmiş oldum/olduk… |
|
|
HABER : Erciş'te Manzara iki yüzlü basının aktardığı gibi değildi
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 28.10.2011 10:30:00 (144 okur) |
25.10.2011 Salı gecesi saat 23.45’Te, Kızıltepe Toki İlköğretim Okulu bahçesinden, 47 M 2015 Plakalı Ford Transit Araçla Karakuyu İlköğretim Okulu Müdürü Ahmet Karaboğa başkanlığında ki, Mehmet Ali Memiş, İhsan Ece, Kenan Uzun, Abdulkadir Başboğa, Ayfer Oral, Sedat Ayaz, Doğan Demirkaya, Metin Aydın, Mehmet Abak , Sidar Sezik, İskan Erdem ve Mahmut SEMEN’den oluşan afet ekibi yola çıkarak hareket etmiştir. Gazeteci Serkan Aydın'da ekiple beraber deprem bölgesine gitmiştir.
|
|
|
Günün Yazısı : Feriştah'ın Çocuğu
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 07.10.2011 01:00:00 (706 okur) |

Feriştah'ın Çocuğu Uzun bir zamandan beri, yazmayı düşündüğüm ama bir türlü yazamadığım bir konuyu, nihayet bu yazımla, artık sizlerle paylaşabileceğim.
Bilmenizi isterim ki, ben çok az televizyon seyredenlerden biriyim. Bu az seyredermişliğimin nedeni çoğunlukla vakit bulamayışımdan veya çocukların çizgi filmlerinden bana bir türlü sıra gelmeyişinden kaynaklanmaktadır. Bunun, başka dini veya siyasi bir nedeni yoktur
Bir ramazan günü "sihirli alet" denilen kumandayı elime geçirince, "dini hurafelerle beni uyutmayacak ama öte yandan da orucumu da bozmayacak" bir kanal ararken. Tatlıses TV kanalına kadar geldim. İki erkek bir kadın (Ercan, Seyhan ve Mustafa) muhabbet ediyorlardı. Kanalın üzerinde azda olsa durdum. Bir yandan da; "Acaba, bu kanalı benden başka seyreden var mı? Çok merak ediyorum." diye düşünürken. "Allah bilir! İbo’da böyle bir kanal kurduğunu unutmuştur da o da hiç seyretmiyordur." Diye, daha zihnim bu düşüncelerle boğuşurken, çat kapı İbo canlı yayının ortasında "Selamün Aleyküm" deyip stüdyoya girmesin mi?
İnanın yanımda hiç kimse olmamasına rağmen, kıpkırmızı kesildim. O oruçlu halimle, suizanlı düşüncelerimden dolayı da kendimden utandım. Kendimi Tatlıses TV kanalına karşı borçlanmış gibi hissetim ve borcumu ödemek için de artık kanalı değiştirmedim... |
|
|
Günün Yazısı : Qosar Ker’and Prix
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 07.10.2011 00:30:00 (193 okur) |

Qosar Ker’and Prix
Kızıltepe Belediyesi, halkımıza yaşanabilir trafikten arındırılmış güzel bir meydan oluşturma çabası, azim ve kararlılığı sonucunda; şehrin ana caddesini trafiğe kapatma, Atatürk Heykelini taşıma ve bunun için yeni bir tören alanını oluşturma, parktaki gece kondu ve belediye binasını yıkma kararları basit kararlar olmadığı gibi takdire şayan radikal karar ve adımlarındandı.
Her ne kadar bu kararlarından kısa bir süre önce, Parkın Yeniden düzenlenmesi, Belediye binasının dış cephe izolasyon ve onarımı için yüz milyarlarca lira harcanmış olsa da, o emeklerin yerle bir edilmesine hiç üzülmedim tek üzüldüğüm o dut ağaçlarına uygulanan jenosidiydi…
Meydanın yapımına başlamasıyla beraber isim tartışmaları da yoğunlaşmış, parkın yapımında emekleri olmayanlar isim babalığını yapmaya kalkışmışlardı. Neticede Belediye formalite icabı da olsa isim için meydanın tam ortasına bir anket/seçim sandığı koydurtmuş, halktan belirlediği on tane isimden birisi için oy vermelerini istemişti. Oylama neticesinde Halk “Meydana Azadi” Türkçesiyle “Özgürlük Meydanı” isminden karar kılmıştı.
Özgürlük Meydanı'na ait toprak alanların çimlendirme çalışmasını yapan Kızıltepe Belediyesi, yeni oluşturduğu Atatürk Heykelinin içinde bulunduğu tören alanın Kuzey ve Güneyinde yer alan birkaç metrelik toprak alanını çimlendirme cimriliğini göstermesi, anlaşılır bir durum olmadığı gibi doğrusunu isterseniz bir türlü de anlamlandıramadım.
Parkta çimlerin yeşermesi ile beraber, korunmaları için Kürtçe ve Türkçe (Ji kerema xwere pêl şinkayê nekin –Lütfen çimlere basmayınız) uyarı levhaları yerleştirildi
|
|
|
Günün Yazısı : Oldu mu, Öğretmenim? Oldu mu şimdi?
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 07.10.2011 00:10:00 (174 okur) |
Oldu mu, Öğretmenim? Oldu mu şimdi?
Hocaköy İlköğretim Okulu’ndan mezun olmamdan bu yana tam tamına 30 yıl geride kaldı. Dile kolay sınıf arkadaşlarımın çoğu artık değişik yerlerde anne, baba ve hatta dede ve nine olanlar bile var. Zaman çok acımasız durmaksızın hızla akmakta, günlük hengâmeler insanın bu hızlı akışın farkına varmasına engel olmaktadır.
Bugün geçmişe doğru bir yolculuk için arşive daldım. Arşivlerde 30 yıl önceki sınıfımı ve sınıf arkadaşlarımın izini sürdüm. Uzun uğraşlar sonucunda tozlu raflarda ancak “Diploma Defterine” ulaşabildim. 34 kişilik sınıftan kimliği olmayan 6 kişi hariç Diploma Defterinde 28 kişinin siyah-beyaz, sulu vesikalık resimleri vardı. Fotoğraflar beni 30 yıl öncesine alıp götürdü.
Şuan geçirdikleri kazalar sonucu, sakat kalan, bir baltaya sap olmayıp da BALTA olan, hayatı kayanlar, babasını öldüren, intihar eden, öğretmenlerin geri zekâlı olarak lanse etiklerinden büyük iş adamı olanlar, Yurtdışında bizi kurtarmayı planlarlarken, kendileri kaybolanların yanı sıra Rahmetli Uğur MUMCU’NUN katili olarak demir parmaklıklar arasında yıllarca boşu boşuna yatan sınıf arkadaşlarımın masum bakışlarını o eski siyah-beyaz resimlerde uzunca bir süre kıpırdamaksızın seyrettim…
|
|
|
Kitap Tanıtım-Eleştiri : Ayşe Apo'yu hakkında İlk yazan Redikal yazarı Murat YETKİN'dir
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 21.06.2011 22:50:00 (267 okur) |
"Ayşe Apo Dağdan İnenler" kitabımızın 17 Ağustos 2009 tarihinde ki ilk baskısından yaklaşık 5 yıl önce 29 Eylül 2004'te "Ayşe Apo"'yu köşesine taşıyan İlk isim, Redikal yazarı Sayın Murat YETKİN olmuştur. Sayın Murat Yetkin'in "Ayşe Apo" hakkında ki, "Hakkâri'de bir öğretmen" isimli yazısını aşağıda sizinle paylaşmak istedim.

Hakkâri'de Bir Öğretmen
Babası, sekiz yaşındaki Abdurrahman'ı ilkokulların açıldığının ikinci haftasında götürüp okula yazdırdı. Abdurrahman, o güne dek, askerden yeni gelen ağabeyinin öğrettiği birkaç kelime dışında hiç Türkçe bilmiyordu. Yıl 1980 idi.
Okulun müdür yardımcısı küçük Abdurrahman'ı teneffüs sırasında elinden tutup sınıfa görürdü, bir sıraya oturttu. Abdurrahman etrafında ne olup bittiğini anlamaya çalışırken bir şey oldu; bütün öğrenciler ayağa kalktı. O da kalktı. Öğretmen gelince ayağa kalkılacağını henüz öğrenmemişti. Abdurrahman'ın sınıftakilerden daha büyük ve yeni olması, öğretmenin dikkatini çekti, yanına geldi, "Adın nedir?" diye sordu.
Abdurrahman şaşırdı. Babası onu okula getirirken "Öğretmen sana 'İsmin ne?' diye sorarsa, Abdurrahman dersin" diye tembihlemişti. Ama öğretmen ona 'İsmin nedir' değil, 'Adın nedir' diye soruyordu ve o 'ad' kelimesinin anlamını bilmiyordu. Afalladı. Öğretmeni kendi ismini sormuyordu demek ki... |
|
|
Kitap Tanıtım-Eleştiri : Metin AKTAŞ'ın "Ayşe Apo Dağdan İnenler" Kitabı değerlendirme yazısı
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 14.06.2011 23:40:00 (178 okur) |
“İnsanı dine kurban etme düşüncesinde olanlardan uzak duracaksın ki Allah’a yaklaşabilesin. İnsan değil midir ki özgürlüğü kısıtlandığı için cenneti terk etmiştir.” (Kitaptan, s.79)
Mahmut Semen’le 22 Mayıs 2011 tarihinde, 2. Diyarbakır TÜYAP Kitap Fuarı’nda kitaplarımı imzalarken tanıştım. Benimle aynı stantta kitaplarını imzalıyordu. Hayat dolu, gözleri pırıl pırıl ışıldayan bir insandı. Daha ilk tanışmada üzerimde olumlu etki bıraktı. Ayşe Apo-Dağdan İnenler ve Gençlik Köprüsü adlı iki kitabı yayınlanmış bir yazardı. Doğrusu ben yazarın her iki kitabını da okumamıştım, yazar hakkında hiçbir bilgiye sahip değildim. Ayşe Apo-Dağdan İnenler kitabını okuduğumda yazarın dini hassasiyetleri güçlü bir insan olduğunu öğrendim. Bu benim daha da ilgimi çekti. Hayata, yaşadığımız toplumsal olaylara farklı bir pencereden bakan, bölgede yaşayan bir yazarın düşünceleri benim için çok önemliydi. Ayşe Apo-Dağdan İnenler kitabını okuduğumda, devletin resmi din anlayışını bir papağan gibi tekrarlayan dindarlardan olmadığını, sorgulayan bir insan olduğunu gördüm. 119 sayfalık küçük bir kitaba çok şey sığdırmış yazar. Bugün tartışmasız doğruymuş gibi kabul edilen birçok şeyi cesaretle sorgulayarak gerçeği aramaya başlar yazar. Doğru olan da bu değil mi? |
|
|
Kitap Tanıtım-Eleştiri : Mehmet Nazım Güler'in "Ayşe Apo Dağdan İnenler" Kitabı değerlendirme yazısı
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 12.12.2010 08:00:00 (775 okur) |
AYŞE APO kitabını okuyunca çok ilginç ve güzel bulacaksınız.
Sevgili arkadaşım Mahmut Semen’in “Ayşe Apo-Dağdan İnenler” kitabını okumak için bu Pazar günü elime aldığımda, gün boyu TEDAŞ’ in azizliğine uğramama ve geceleyin de sık sık gelen elektrik kesintilerine rağmen, kitabı kesintisiz okuyup bitirdim. Çünkü kitap, okudukça merak uyandıran bir üslup, akıcı ve sade bir dille yazılmıştı.
 Kitabın kapağının önyüzündeki, bir bayan gerillanın, photoshop ile çift taraflı konulmuş bir fotosu ve ortasında, karşıdan bakan eski 100 Alman Markı'nın ön yüzündeki Clara Schumann'ın resmine; arka yüzünde ise, polis kordonunda çömelmiş türbanlı eylemci kıza bakınca, kitabın içeriğinin, bu kapaktan çok öte, başka şekilde olacağını tahmin edemezsiniz. Bu, ne hanım olan bir Ayşe’nin hikâyesidir ve ne de Apo, herkesçe bilinen Apo’ dur. Bu, apayrı bir hikâyedir.
Anadilde eğitimin olmadığı bir okul ortamında, bir Kürt öğrencinin anlamadığı Türkçe (Adın nedir?) sorusunu, tahminle, (Annenin adı nedir?) şeklinde sorulduğunu sanarak, (Ayşe!) diye yanıt vermenin azizliğine uğrayan Abdurrahman’ nın ( yani Apo’nun) hikâyesidir. Olay, anadilde eğitim görememenin pedagojik trajedisi gibidir.
|
|
|
Kitap Tanıtım-Eleştiri : Ahmet Sevinç'in "Ayşe Apo Dağdan İnenler" Kitabı değerlendirme yazısı
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 25.11.2010 08:00:00 (311 okur) |
 Yeni bir kitap okumak benim için her zaman yeni bir insan tanımaya benzer. Kitabı okumayı, o insanın karşıma geçip kendini ifade edişine benzetirim. Anlatan yazar, dinleyen ben (üstelik lafı kesip konuşmayı bölme olayı da ortadan kalkıyor) mutlu olarak kalkmış oluyoruz beraberce.
Dün böyle bir tanışma gerçekleşti.
 Kitaptaki ince zekâyla işlenmiş mizah, beni alıp Aziz Nesin'in kitaplarına götürdü bir ara. Benim bir kitabı bir günde okumuşluğum sayılıdır. Mahmut Semen'in "Ayşe Apo" isimli kitabı da bir günde okuyup bitirdiğim kitaplar listesine girdi böylece.
Tamam, 120 sayfa kalın bir kitap sayılmaz, fakat günümüzde eskiye göre okumanın daha zorlaştığı bir zamandayız. Zira şimdi binlerce internet sitesi, e-gazeteler (ki, kıyısından köşesinden okuyup yazıyorsanız belli başlı gazetelerdeki yazarların hepsinin köşesini okumalısınız), bunun yanında gazete ve dergiler, okumayı düşündüğünüz son çıkan kitaplar, satın aldığınız veya çevrenizden ödünç aldığınız okunma sırası bekleyen diğer kitaplar ve en önemlisi bunlara ayıracak zamanınızın olup olmadığı söz konusu. İşte Mahmut Semen bütün bu badireleri atlatarak okutturdu bana kitabını.
|
|
|
Kitap Tanıtım-Eleştiri : Behcet Yani'nin "Ayşe Apo Dağdan İnenler" Kitabı değerlendirme yazısı
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 24.02.2010 08:00:00 (498 okur) |

Eğer bu kitap reklâm ve dağıtımı iyi yapılan bir yayınevinde basılsaydı 2009 yılına damgasını vururdu. 24 Şubat 2010 Dağdan inenlerin düğünü… Böyle bir düğünde halay başını çektiniz mi ya da düğünü izlediniz mi bilmem? Yazarın gazeteci kimliği ile ÖSS sınavında olup bitenleri haber yapmak için görevlendirildiği şehirde çocukluğundan günümüze uzanan müthiş bir hayat macerası…
Masamda Mahmut Semen’in iki kitabı var. İki kitabın kapak tasarımı da birbirine yakın ve bana itici geldi. Ama durun! bu sizi kitaplarına karşı soğutmasın. Benim yaptığım gibi kapakların albenisizliğini görmezden gelip, kapakları çevirmeniz yeterli.
 Daha ilk sayfasından bir masa başı çalışmasından ziyade, alan çalışması olan; her bir satırı gerçek hayattan birer kesit, eğitim ile ilgili çarpıklığı, bölgemizde olup bitenleri, kültürümüzün nasıl asimile edildiği ve aşkı da heybesine alarak görevlendirilen bir gazetecinin izlenimleri ve yaşadıklarını anlatan;“Ayşe Apo(Dağdan İnenler” kitabını ilkin başlıyorum okumaya; bu topraklar üzerinde insanların nasıl kullanıldığını, hayatlarını nasıl idame ettiklerini, bir lokma ekmek için, evlenmek için, yani yaşamak için; kimlerin bu insanları nasıl sömürdüğünü, olup bitenleri bir simyacı titizliği ile büyük bir cesaretle kaleme almış Semen. Bir başka deyişle yazarlığının temel taşlarını yerine oturtmuştur. Köyden şehre göçü, şehirden vazgeçemeyişi ve arzularımızı nasıl putlaştırdığımızı… |
|
|
HABER : Deliler Zamanı
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 03.01.2010 14:00:00 (320 okur) |

DELİLER ZAMANI
Edebiyata âşık olduğu için, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine şimdiye kadar en yüksek puanla kayıt yapan tek öğrenciydi. O puanla daha güzel Üniversitelerin dilediği Fakültesine kayıt yapabilirdi, ama O, Edebiyat Fakültesi dışında başka tercihte yapmamıştı. Bu yüzden hem üniversiteden hem de başka yerlerden burslar kazandı. Zaten yetiştirme yurdunda büyüdüğü için kendisine her zaman burslarda öncelik hakkı veriliyordu.
|
|
|
HABER : +18
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 02.01.2010 16:00:00 (285 okur) |

+18
Bugün saatler çabuk mu ilerliyor ne? Sabah erkenden kalkmama rağmen yol hazırlığım bitmeden işte hareket saati gelip çattı. Hazırlanırken ikide bir göz ucuyla duvardaki saate göz atıyorum, hakikaten saat çok hızlı ilerliyor. Oysa saniyelerin yıllara dönüştüğü anları bilirim. Bunları düşünürken kızım Setenay bağırdı: —Baba arabayı kaçırıyorsun!
Saate bakıyorum otobüsün kalkmasına beş dakika var. Artık, otogara yetişmem imkânsız. Hemen Mar-Soy’dan Turan beyi arıyorum. Otogara yetişemeyeceğim için, arabanın beni ipek yolundan almasını rica ediyorum.
|
|
|