Bugün: 24.07.2019

Türbanlı

Türbanlı
Yoğun kış muhalefeti ile uçağımız rötar yapınca bize de, adı bekleme salonu olan havalimanın ikinci katındaki salonda beklemek düşüyor. Boş banklara göz gezdiriyorum. Hemen hepsi dolu. Yerimden kalktığıma pişman oluyorum. Nihayet, sağ ucunda yaşlı ve sakallı bir dedenin, sol ucunda türbanlı bir genç kızın oturduğu bankın boş olan orta kısmına sıvışarak oturuyorum. Oturmasına oturuyorum da yüzüm utangaçlıktan kıpkırmızı kesilirken, terlemeye başlıyorum. Bu halim hemen benim doğululuğumu ele veriyor. Oturduğuma bin pişman oluyorum. Ama başka oturacak boş yer de yok. Salonun dev LCD Televizyonundan haberleri izleyerek kendimi toparlamaya çalışıyorum. 222A adı altında insanlar toplanmış, Anıtkabire yürüyorlar… 08.08.2012 00:00

 

Türbanlı

 

 

Yoğun kış muhalefeti ile uçağımız rötar yapınca bize de, adı bekleme salonu olan havalimanın ikinci katındaki salonda beklemek düşüyor. Boş banklara göz gezdiriyorum. Hemen hepsi dolu. Yerimden kalktığıma pişman oluyorum. Nihayet, sağ ucunda yaşlı ve sakallı bir dedenin, sol ucunda türbanlı bir genç kızın oturduğu bankın boş olan orta kısmına sıvışarak oturuyorum. Oturmasına oturuyorum da yüzüm utangaçlıktan kıpkırmızı kesilirken, terlemeye başlıyorum. Bu halim hemen benim doğululuğumu ele veriyor. Oturduğuma bin pişman oluyorum. Ama başka oturacak boş yer de yok. Salonun dev LCD Televizyonundan haberleri izleyerek kendimi toparlamaya çalışıyorum. 222A adı altında insanlar toplanmış, Anıtkabir’e yürüyorlar…

 

Türbana hayır diye. Özgürlüğe hayır diye. Kendileri dışında ki herkese, her şeye hayır diye…

 

Karşı kolondaki aynadan yanımda ki genç kıza bakmaya cesaret edebiliyorum. Bir suç işlemiş gibi başını önüne eğmiş bir şeyler düşünüyor. Zira televizyondaki görüntüler, sloganlar ve tehditler adeta genç kızı hedef gösteriyordu. Salona göz gezdiriyorum başka türbanlı kimse yok. Beklemekten sıkılan çocuklar sağa sola koşuşup duruyorlar. Televizyon haberlerinden olacak ki, bütün gözler bizim oturduğumuz banka çevrilmiş. Zaten bir genç kızın yanında oturma heyecanı ve utangaçlığının verdiği heyecanla terlerken, televizyonun ilan ettiği suçluyu herkes bulmuş gibi tüm bakışların üzerimize kilitlenmesi mikro dalga fırın etkisi yapıyor. Yanaklarımdan, alnımdan terler akmaya başlıyor. 

 

Genç kız durumumu fark edince terlerimi sileyim diye bana kâğıt mendil uzatıyor. Heyecandan olacak ki onu da yere düşürüyorum. Bir ikincisini veriyor. Bu sefer terimi siliyor yerdekini de alıp ikisini çöp kutusuna atmak için kalkıyorum. Yerime dönerken heyecanım az da olsa dinmiş gibiydi. Cesaretimi toplayarak genç kıza teşekkür ediyorum. Telefonla konuştuğu için başıyla teşekkürüme karşılık veriyor.

 

—      Anne! Dış kapıdan bile içeri sokmuyorlar. Bıraktım geliyorum.

—      …

—      Anne Peruk takamam, bana saçma geliyor.

 

Daha karşı tarafın sesi gelmesine rağmen, kız telefonu kapadı. Peçete ile buğulanan gözlerini sildi.

 

Barby bebekleri hep vitrinlerde görmüştüm. İşte canlı bir tanesi önümüzde durmuş garip garip türbanlı genç kıza bakıyordu. Kız durumu fark edip başını kaldırınca;

—      Abla bütün bu televizyonda yürüyen insanlar niye senden bu kadar korkuyorlar?

 Genç kız bu soru karşısında şaşırıp kaldı. Biran ne cevap vereceğini karar veremedi. Kendi kendime iyi ki bana sormadı diye düşünürken genç kız çocuğa cevap verdi;

 

—      Ben de bilmiyorum canım ama yanımdaki amcaya bir sor belki o biliyordur. Çocuğun masmavi gözleri bana çevrilince makineli tüfek bana çevrilmiş gibi heyecanlandım. Çocuğun soruyu tekrar etmesine fırsat vermeden ani bir atakla genç kızın verdiği cevabı tekrarladım.

 

—      Ben de bilmiyorum kızım. Yanımdaki dedeye bir sor o yaşlıdır mutlaka sebebini biliyordur. Kız yana doğru bir adım atarak dedenin karşısına geçti.

 

—      Dede! Bütün bu insanlar niye sizden ve abladan bu kadar korkuyorlar. Hayret kız beni öcü listesine dâhil etmemişti. Ve yürüyen insanların kimlerden korktuklarını çok güzel bir şekilde sorusunda ifade etmişti. Sakal ve Türban o yürüyen insanlar için öcüydü. Dede;

 

—      Anlatsam anlamazsın ki, yaşın daha küçük.

 

—      Olur, mu dedeciğim? Ben anlarım yeter ki sen anlat.

 

Dede çocuğa gülümsedi. Ama konuşmadı. Ben ve yanımdaki türbanlı da dedenin vereceği cevabı çok merak ettiğimizden olacak ki, bakışlarımızı dedeye dikmiş bekliyoruz. Kız sorusunda ısrar etti.

 

— Dede ben çocuk değilim. Beşinci sınıfa gidiyorum ve çok çalışkanım. Bütün derslerim beş. Bu dönem Takdir aldım. Sonra kompozisyon yarışmasında il ikincisi oldum. Siz anlatın ben anlarım.

 

Dede bu cin gibi öğrenciden kaçamayınca, bir cinlik te kendisi yaptı.

 

—      Senin adın Şewal’di değil mi? Çocuk şaşırıp kaldı.

 

—      Nerden biliyorsunuz ki?

 

—      O kompozisyonunu okudum da ondan biliyorum adını. Ben de emekli öğretmenim. Senin Nilgün öğretmenin çok şanslı senin gibi bir öğrencisi olduğu için.

Kız, çok zeki olduğunu ispatlarcasına enteresan bir cevap daha verdi.

 

—      Aslında öyle bir öğretmene sahip olduğum için ben kendimi çok şanslı kabul ediyorum.

Dede, bu cevap karşısında bu öğrenciden kaçamayacağını anladı.

 

—      Ben otuz yıl öğretmenlik yaptım senin gibi bir öğrencim olmadı. Eğer olsaydı eminim ki bu kadar çabucak çökmez ve de yaşlanmazdım. Çarşıda benim kitapçı dükkânım var. Yolun düşerse gel sana kitap hediye edeyim.

 

—      Ama hala soruma bir cevap vermediniz ki?

 

—      Yaşlılık işte ne sorduğunu unuttum bile, tekrar sorar mısın?

 

—      Bütün bu insanlar niye sizden ve türbanlı abladan bu kadar korkuyorlar? diye sormuştum ya?

 

—      Peki, sen de korkuyor musun?

 

—      Yo, niye korkayım, size ne zararım dokundu ki?

Dede gözlerimize baktı ve konuştu:

 

—      Korkanların bize zararı mı dokunmuş sence?

 

—      Mantıken öyle olması gerekir… Geçenlerde bir eve hırsız girmiş. Ev sahibi bunu fark edince hırsız üçüncü kattan aşağı atlamış ve ölmüş. Oysa ev sahibi ondan çok korkmuştu. Ancak, hırsız işlediği suçun ne kadar çirkin bir şey olduğunu bildiği için aşağıya atlamak ona daha hafif gelmiş...

 

—      Aferin, sen ne şeker şeysin ya?

 

—      Dedim ya ben çok zekiyimdir. Şimdi bunlar size ne kötülük yapmışlar ki o kadar sizden korkuyorlar…

 

—      Sizler yoktunuz anne ve babalarınızda daha doğmamıştı. Ben o zamanlar senin kadar ama okula gitmeyen küçücük bir çocuktum. Düşmanlar her taraftan yurdumuzu kuşatmış saldırıya geçmişlerdi. Bizi yok etmek ve ortadan kaldırmak için…

 

—      Niye ki?

 

—      Dinimiz farklıydı, bu yüzden her girdikleri şehirde önce dinimizin sembolü olan camilere, türbelere ve annelerimizin başörtülerine saldırıyor el atıyorlardı. Bunu duyan herkes cepheye koştu. Onların saldırdıkları değerler bizim yaşamsal değerlerimizdi.

 

—      Atatürk geldi hepsini denize döktü değil mi?

 

—      Evet, hepsini denize döktük, o çok büyük bir zaferdi. İçine düştüğümüz bu zafer sarhoşluğu yıllar boyu sürdü. Eve döndüğümüzde her şeyimizin sağır bir kapkaççı tarafından gasp edilip çalındığını öğrendik. Ne kaybettiysek bu yıllarda kaybettik… Ama geçmişe uzanan sağlam köklerimiz vardı. Gaspçılar bu köklerimizden çok korkuyorlardı. Bu köklerimizi kopartmak ve kurutmak istiyorlardı, bir sabah uyandığımızda. Bizi okuma yazma bilmeyen birer cahile çevirdiklerini fark ettik. Bu kabul edilecek bir durum değildi. Ama itiraz edenlerin çoğu bu gaspçılar tarafından öldürülüp astırıldı ya da temizlendi. İki insanın yan yana yürümelerini, birbirleri ile konuşmalarını yasakladılar. Düşmanı denize döktüğümüze pişman olduk. Şehirleri değiştirdiler. İnsanlar onları takip etmesin diye… Çünkü yaptıkları kapkaçın boyutları çok büyüktü.

 

 

—      Kapkaççılar çantanızı mı kaçırdılar.

 

—      Evet, güzel kızım o çantada her şeyimiz vardı. Dinimiz, kültürümüz, köklerimiz…

 

—      Siz hiç o kapkaççıları takip etmediniz mi?

 

—      Etmez olur muyuz? Hala da takip ediyoruz.

—      Hala yakalamadınız mı?

 

—      Bir ara 16 Haziran 1950 yılında yakalayacak gibi olduk, onu bir köşe başında sıkıştırdık. Çantadan Arapça Ezanı çıkarıp üzerimize fırlattı. Çoğumuz bu Arapça ezana takılıp kalınca kapkaççıyı elimizden kaçırdık. Şimdi tekrar onu köşe başında yakalamış bulunuyoruz. Bu sefer çantadan eşarbı suratımıza atıp kurtulma derdindedir. Ama bu sefer kandıramayacaktır bizi. Onlarda biliyorlar ki, 222A yürüyüşleri yapıyorlar.

 

—      Kapkaççılar bu yürüyüş yapanlar mı?

 

—      Bunların dedeleri ve babaları, şimdi de kendileri gasp ettiklerini geri vermeme derdine düşmüşler. Bilmem bu çaldıkları neyin kazanımlarıymış. vs. vs..

 

—      Niye bu kadar korktuklarını, şimdi daha çok iyi anlıyorum.

 

—      Nasıl anladın?

 

—      Eve giren hırsız niye ev sahibinden çok korkar? Hatta ev sahibi ile karşılaşınca kaçıncı katta olursa olsun aşağıya atlıyor. Çoğu da bu atlayış sonucu ölüyor.

—    Oysa ev sahibinin hırsızı öldürdüğü görülmemiştir.

—    Evet, ama ölüm atlayışı işlediği suçun yanında hafif kaldığı için gözlerini kırpmadan atlıyorlar.

 

—      Aferin kız sen gerçekten de bir tanesin.

 

—      Şimdi bu televizyondaki 222A lar atlamak için mi koşuyorlar?

 

—      Aynen, bizimle yüz yüze gelmekten korktukları için ölüm atlayışına doğru koşuyorlar.

—      Onlarda her seferinde çantadan bir şeyler atacaklarına çantayı atıp kurtulsunlar.

 

—      Güzel kızım, biz çantanın peşinde değiliz ki? Onlar öyle sanıyorlar.

 

—      Şimdi çantanızı atsalar siz gene de onları takip edecek misiniz?

 

—      Evet, onlar bir uçuruma doğru koşuyorlar. Onları yakalamazsak uçurumdan yuvarlanacaklardır. Onlar uçurumun kenarına varmadan onları yakalayıp kurtarmak istiyoruz. Yoksa kendileri ile beraber bu güzel vatanımızı da uçuruma sürüklüyorlar

 

—      Demek derdiniz kaçırılan çantanız değil.

 

—      Asla. Derdimiz onları ve ülkemizi kurtarmaktır.

 

Pencere kenarına toplanan çocukların yüksek sesle yanlarına çağırmaları üzerine, Şewal, izin isteyerek arkadaşlarının yanına koştu. Pencereden aşağı doğru bakarak birbirlerine bir şey gösteriyorlardı. Şewal oturan insanlarla konuşuyor onları pencere kenarına kadar götürmeyi ikna ederek, yardım etmelerini istiyordu. Her konuştuğu kişi gidip pencereden dışarı bakıyor sonra gelip eski yerine oturuyor. Çocuklardan biri son bir ümitle yanımdaki türbanlı kızın yanına yanaştı.

 

—      Abla bir kedi var. Klima peteklerinin üstünde mahsur kalmış, onu oradan almazsak soğuktan donacak. Aşağıya düşerse bir tarafı kırılabilir. Onu oradan nasıl alabiliriz? Kime sorduysak itfaiye gelsin diyor. İlgilenmiyorlar.

 

—      Bi bakalım.

 

—      Türbanlı kız çocuklarla beraber pencere kenarına doğru gitti. Pencereden aşağıya baktı. Kedi bir buçuk metre aşağıdaki klima ünitesinin üzerine büzülmüş duruyordu. İkinci kattan aşağıya düşmesi gerçekten de kırıksız kurtulması imkânsızdı. Zira donmuştu. Pencereden de ona yetişmek imkânsızdı. Herkesin bakışları çocukların ve türbanlı kızın üzerine kilitlenmiş. Kız sağına soluna baktı. Anlaşılan kararsız kalmıştı. Sonra birden eşarbını çözdü. Uzun ve sapsarı saçları omuzlarına döküldü. Birden herkesin ağzı adeta kulaklarına vardı. İstemeden ağızlarından tek harfli bir kelime döküldü.

 

—      Aaaa… 

 

Genç kız eşarbını köşegenlerinden katlayarak pencereden aşağıya doğru sarkıttı. Kedicik tırnaklarını eşarba geçirmiş olacak ki. Kız eşarbını yavaş yavaş yukarıya doğru çekmeye başladı. Ve nihayet eşarbın uçunda kedicik göründü. Çocukların alkışları salonu doldurdu. Fotoğraf makinemi çıkarıp fotoğraf çekmeyi düşündüm. Sonra genç kızdan izinsiz fotoğraflarını çekmenin doğru olmayacağını düşünerek vazgeçtim. Türbanlı kıza sarılmak ve öpmek için çocuklar onu çembere almışlardı. Diğer insanların ağızları açık kalmıştı. Telefonları ile fotoğraf çeken bir iki adam da gözüme ilişti. Çocuklar kediciği güvenliğe götürürlerken genç kız da Türbanını bağlamak için lavaboya doğru yürüdü.

 

 

Mahmut Semen

Erzurum

06/02/2OO8

 


Diğer Hikaye haberleri

  • PAYLAŞ

YORUMLAR (26)

zerdeşt e kal 08 şubat 2008 Cuma 00:00 mübalaa sanki bu toplumdaki bazı insanlar insan avına çıkıyormuşçasına anlatıyorsunuz fena abartmışsınız bir kere onların derdi türban başörtüsü felan deşil onlar laik bir ülkeye İran rejimini getirip ülkeyi parçalamanın peşindeler peki sayın yazar neden olaylara farklı açıdan bakmıyorsunuz sincan olaylarını hatırlayın.............................?26.01.2019 15:08
ali 12 şubat 2008 Salı 11:41 yazarı alkışlıyorum! Gerçekten çok nefis bir yazı. Hem akıcı, hem de sosyal realitenin ta kendisini yazmış. Evet biz gaspçıların düşmanı değiliz, gaspedilen çantanın içindeki haklarımızı, özgürlüklerimizi, insaniyetimizi geri istiyoruz! Çok şey mi istiyoruz? Geçmişte ezanı Muhammediyi de çalmışlardı. Ezanı muhammediyi aslı gibi okutturan insanları bu gaspçılar astılar da ne geçti ellerine? İran yansılaması ile kimseyi kandıramazsınız! Bizim gaspçılarla İrancılar arasında bir fark görmüyoruz. Dünya kimseye kalmıyor, herkes gibi gaspçılar da hesap verecekler elbette... Önemli olan doğru yerde duruş sergilemek... Saygılarımla...26.01.2019 15:07
ergün 15 şubat 2008 Cuma 17:22 yeter bu hikaye gercek mi? uyarlama mı? anlamadım küçücük kızın yaslı adamla olan dialogu .... guzel bir yazı için elinizden geleni yapmişsınız; ama sadece okunup unutulur cinsten olmuş.herkes bilsinki Turban bizim kulturumuzde yok tur maksat saçların görünmemesi ise gelin o zaman yöresel tarzda bağlayın gitsin lütfen güzelim Hakkarimize fitnelerinizi bulaştırmayın26.01.2019 15:07
Sabır Askeroğlu 17 şubat 2008 Pazar 14:58 uzun metrajlı? Sayın Semen;uzun metrajlı yazınızdan içerik olarak ancak bir paragraflık bir düşünce çıkıyor.Sizin gibi kalemiyle bir köşe tutmuş kişinin ;olayın``türban mı?``yoksa beyinlerin mi örtünmesi olduğunu ayırt etmesi gerekir diye düşünüyorum.Unutmayın,türbanın anayasa girdiği bir ülkede çok kısa sürede sizin öykünüze sığdırmak istediğiniz ``demokrasi``de yok olur.İşte o zaman başka hangi öykü ile demokrasi çağrışım? yaptıracaksınız merak ediyorum.26.01.2019 15:06
heval dirok 07 Mart 2008 Cuma 07:15 tebrik değerli yazar sizi bu yazınızdan dolayı tebrik ediyor. başarılarınızın devamını diliyorum. çok insaflı ve çok gerçek bir yazıya imza atmişsınız. Toplumun ; gerçek, doğru ve hakk hukuk tanıyan sizin gibi yazarlara ihtiyacı var. özgürlüğü tanımıyan kendi özgürlükleri için başkasının özgürlüğünü hiçe sayanların eleşrtirisi sizi daha da gerçekçi ve özgürlükçü yazarlar yazmaya azimli olmanızı gerektirmektedir. Hiç olmasa sizin gibilerden ders alackları umulur.26.01.2019 15:06
Arap kurt keşke insanların kendine birazcık güveni olsa... keşke herkes insana insan gözüyle bakabilse... beyinler teferruata takılıp kaldığı sürece bu memlekette hiç bir şey eskisi gibi olmaz gün günü yıl yılı aratır.... örnekleriyle anlatılan ve çoğu insanın cevap veremeyeceği yazıya ve kaleme saygılar selam ve muhabbetle26.01.2019 15:06
Hasan KOCABAŞ Eline, diline, yüreğine sağlık dostum. Meramınızı, kırmadan, dökmeden ne güzel anlatmışsınız. Selam ve dua.26.01.2019 15:05
Hasan KOCABAŞ Bir Hasan Kocabaş`ı arıyorum.. bulamıyorum.. Nasib olur mu bir gün bilemiyorum... Ben onu bulamıyorum, o beni bulsa bari.. Eski ve Belçika gibi uzak diyarlara giderse Facebook`ta bulur inşaAllah.. O hesab ona özel açıldı, bu böyle biline!26.01.2019 15:05
Genç Osman DENİZCİ Tebrikler. Çok anlamlı bir eser kaleme almışsınız. Allah razı olsun. Kurtarıcılarını(!) kurtarmaya çalışan mazlum yüreklilere ve size selâm olsun. Teşekkürler.26.01.2019 15:04
Ömer Ekinci MİCİNGİRT Çok güzel ifade edilmiş yüz karası bazı siyasetçiler ve ülkemizin sancısı...İnşallah az kaldı bu kelaynak kuşları...Allah inananlar,gerçek inananları mutlaka galip kılacaktır...Yüreğine sağlık mert kalem...26.01.2019 15:04
Hüseyin BACANAK Kalemine sağlık üstadım. Etkileyici ve mükemmel bir paylaşımdı. Birgün mutlaka inananlar kazanacaktır ve o gün inşallah çok yakındır. Yeterki birlik olalım.26.01.2019 15:04
Bayram KAYA Değerli öğretmenim Çalışma ve emeğe saygılar... Ancak çalışmanız çok yanılgı ve mantık hataları içermekte. Bir örneği vereceğim. Tabiri caizse barbi çocuğa çam devirtilmiş. Toplumsal hafıza görmezden gelinip ``korku`` ya da günceli ``evham`` tamlaması ile sıvanıp gitmiş. Örneğin1400 yıllık gelenek görmezden gelinip; ``Sizden başkasını dost edinmeyin`` ``Tövbe 5 yazmaya bile insan ürküyor`` ``Allahın ipine sıkı sıkı sarılın`` ``Yer yüzünde Allah`ın dini hakim olana kadar size vuruşma emredildi`` Darul harp dolaysı ile cihad İnançları eğemen kılmak için baskı yapıyorlar da olsa ana babayı öldürme izni veren öğrenme. Yönetime eğemenliğe emir düzeyinde tek vaaz eden dini inanç. Diğer dinler sadece taliptir. Daha bir yığn gerekçe. Tüm bunlar da inancın yapılması gereken emir ve tutumları. Ne yapacağız şimdi. Ufukta bulut varsa yağmur ve sel olabileceği evham değil akıl tutumu... Daha dün Sivaslar, Maraşlar, Çorumlar, Çoban bağı ile öldürülüp kuyulananlar 11 Eylüller , İstanbul HSBB saldırısı Dünya çapında hamas,Talibandaha gerilere gitmeye ürküyorum. Efendim onları bizde kınıyor düşüncenin dışında tutuyorruz demeler bir yuvarlama ve beyhudedir. O barbi çocuk: `` sizden Niye korkuyorlar derken `` bu soruyu sorabildiğine göre, O soruya muktedir çocuk, şunu da sormalı idi: ``Hiç laikler sizi, laik değilsiniz diye yaktı mı, domuz bağı ile boğdu mu?`` Hele o dede rollü yaşlı öğretmen ne kadar zavallı, üstelikte boşa yaşamış. ``Düşmanlar her taraftan yurdumuzu kuşatmış saldırıya geçmişlerdi. Bizi yok etmek ve ortadan kaldırmak için… -Niye ki? -Dinimiz farklıydı, bu yüzden her girdikleri şehirde önce dinimizin sembolü olan camilere, türbelere ve Annelerimizin başörtülerine saldırıyor el atıyorlardı. Bunu duyan herkes cepheye koştu. Onların saldırdıkları değerler bizim yaşamsal değerlerimizdi. `` Eğer bu sözleri söyleyebilmek için okumuşsa yani bu cehaleti göstermek için tahsil yapmasına gerek yoktu. İşte türban mantığı dünyayı yurdu böyle algılıyor, Talas ırmağından Endülüse giden mantığın bilinç altı. Demek düşmanlar o gün Türkiye`ye, bunlar müslüman diye girmiş hadi şunların başını açalım camileri de yakalım, anasını satayım diye çıkıp gelmişler. Hiç dini olmayan bir türk`te, farklı din ve kökenden insanlarımızda, acıdıklarından kurtuluş savaşı başlattı demek, sırf bu. Bu yurt sevgisini, yurt bilincini, vatan severliği, Tarih bilincini ve bilmeyi kıran bir anlatım. Bravo hiç bir diyecek söz yok... Yazı baştan dediğim gibi düşünme kurgulama hataları ile dolu fevri heyecanla yazılmış. Ama düşüncesini açık açık yazmış. Sevgili öğretmenimin, çalışmasını tekrar okuyacağından eminim Emeğe saygı ve selamlar..26.01.2019 15:03
İbrahim Ata Değerli HOCAM BEGENİYLE VE HÜZÜNLENEREK OKUDUM BÖYLEMİ OLMALIYDI DİYE KENDİME SORDUM HOCAM KALEMİN DAİM OLSUN TAM PUAN SAYGILAR EFENDİM..26.01.2019 15:03
Aynur Yazıcı Yüreğinize sağlık ve değerlerinize..26.01.2019 15:02
Sennur Çetin HAYIRLAR ELBET BİRGÜN EVET OLACAK İNŞALLAH .GÜZEL GÖRMEK ASLA PES ETMEMEK .DOĞRU AMAÇ DOĞRU HEDEF RABBİM YARDIMCIMIZ OLSUN . TEBRİKLER SELAM VE DUA İLE26.01.2019 15:02
Erol DURAN Ne kadar güzel yazmışsınız üstad. Baktığınız noktayı çok güzel resmetmişsiniz. Buraya kadar bir sorun yok. Peki ben de sana bir soru sorayım. Orada yüzlerce insan vardı ve bir tane `türbanlı` kız vardı. Sonuç türbanlı kıza bir şey olmadı. Sorum şu: Ya orada çok türbanlı kız olsaydı, çok sakallı insan olsaydı da bir tane başı açık kız olsaydı? Durum ne olurdu? Bir de bunun için yazsana!..26.01.2019 15:01
İsmail Uysal Özden Özgür TEBRİK EDERİM.İNSANLARI BİRBİRİNE NASIL DÜŞMAN EDER KİNLENDİRİRİZ YARIŞMASI AÇILSA BU YAZDIKLARINIZ TEREDDÜTSÜZ BİRİNCİ OLURDU.YAZARKEN ALLAHI DÜŞÜNÜP DÜŞÜNMEDİĞİNİ ÇOK MERAK EDİYORUM.ÇÜNKÜ ALLAH FESAT YAYANLARI SEVMEZ26.01.2019 15:01
Çağlar Karataş Türbanı olan türbanını çıkarırsa memleketim daha mı özgür bir yer olacak acaba. Bazı yorumlardan da anlaşıldığı üzere bazı insanlar türbanlılardan çok korkuyor. Bahane olsun işte. Tebrikler. Saygılar.26.01.2019 15:01
Zekeriya Deniz Türban birilerini iktidar yaptı birilerini de ana muhalefet,son gelişmelerle gündemden çıksın istiyorum ama imkansız..iyi tuttu,dini inançsa ve ona göre düzenleniyorsa 9 yaşındaki kız da takmalı ve dokuz yaşındaki kız da dini inanca göre reşit olmalı bi de bu yönden bakılsa Türk toplumuna hiç uymaz..reşit saydığın kişi hukukta borçlanabilir,evlenebilir ceza kanununa göre de cezalandırılabilir çünkü din başlıyor günah sevap yazmaya öyle değil mi vs.vs..yani olay siyasi ,sonra adına üzüldüklerinizi yani başı açıklar şöyle günahkar böyle günahkar,saçın telini göstermeyi zina sayan vaazler hiç de masum değil...ve en büyük hakaret adına üzülünüyor mu yoksa hakaret mi ediliyor...26.01.2019 15:00
Mehmet Çoban İçerik olarak güzel, anlatım olarak mükemmel bir çalışma. Tebrikler.. Baskıyı öne çıkaran bütün ideolojiler kendilerine tabu yaratırlar. Osmanlı döneminin son devirlerinden itibaren batılılaşma hareketini fikirsel planda öne çkaranlar, birinci dünya savaşı sonra ülkenin zor durumundan da yararlanarak ülkeye batı düşünce ve yaşam tarzını iktidar ettiler. O günden itibaren, toplumun dini düşünce ve yaşamı kendilerine bir gün köstek olmasın diye kendilerine dinsel tabular yarattılar. Sürekli bu tabuların düşmanlığını yaparak içlerindeki kini ve nefreti kustular. Ülkenin, birinci dünya savaşı sonundaki kurtuluş hareketini, o günlerde ülkenin değerleri için savaşanların kanlarını bile kendilerine alet ederek dedelerinin kemiklerini sızlattılar. Bu ülke batılılar tarafından esir edilmemek için, batılı düşünce ve yaşam tarzına karşı durmak, ülkeyi batıya soydurmamak üzere kurtuluş hareketini yapmışken, hala bu gün batı emperyalizmine karşı mücadeleden söz ediliyor. Niçin? Batı düşüncesi iliklerimize kadar hakim. Batının bohem yaşayışı çağdaşlık ve moderlik olarak sunulmuş Batılı ülkelerin ekonomik gücüyle etkisiz hale getirilen ülke ekonomimiz. Batının sanayine tüketim pazarı durumundaki ülkemiz.. Ve bu gün, ülkenin gerçekten kurtuluşuna inananlar, inançlarına sarılarak düşüncelerini dinine, yaşamlarını dinine dayandırarak, batının bohem yaşayışlarına karşı kutsal direnişe geçtiler. Halbuki batılılaşma yanlıları bunları hesaplamamıştı. Hesaplamadığı yetmiyormuş gibi, dine ve dini yaşamaya çalışanlara yapabildiği kadar baskı yapmıştı. Şimdi korkuyorlar. Ya dini yaşamak isteyenler kendilerinden intikam alırlarsa. Ya onların dini yaşamak isteyenlere baskı yaptığı gibi, onlara baskı yaparlarsa... İşte asıl korkuları bu. Zira kendileri yavuz hırsız gibi, ülkenin dinine, dini yaşamına alabildiğince haraket ettiler. İtip kalktılar. İkinci, üçüncü sınıf insan muamelesi yaptılar. Ben ve bugünün nesli, dedelerinden, babalarından bunları öğrenerek geldi. Okullarda öğrendiğimiz süslü laflar, evlerde dedelerimizin babalarımızın gerçek hikayeleriyle yalanlandı. Ve zaman içinde bizlerde büyüdük. Hayata atıldık. Namaz kıldığımız için, oruç tuttuğumuz için, içki içmediğimiz için batı tipi düşünenlerce, güya çağdaş ve modernlerce alay edildik. Bunlar olmadı diyenlerin yüzlerine ben işte karşınızdayım. Bunları yaşadım derim. Yaptıklarını yüzlerine haykırırım. Onlar bunları çok iyi biliyorlar. Camiyi, müslümanı ne kadar dışladıklarını, horladıklarını çok iyi biliyorlar. Dinle ne çok eğlendiklerini, dine inananları maskaraya aldıklarını, aralarında dine inananları görmemek için nasıl itip kalktıklarını biliyorlar.. Onun için korkuyorlar. Çünkü karşılarına Müslümanlar çıktıkça, dine inananlar daha bilgili, bilinçli çıktıkça, özgürce haklarını istedikçe korkuyorlar. Zira sanıyorlar ki, onlar her şeyi ele geçirirlerse, tıpkı onların dine inanlara yaptığı gibi, dine inananlarda onları ikinci, üçüncü sınıf muamelesi yapacaklar. Onları yerlerinden yurtlarından edecekler. Öyle inanıyorlar. Zira onlar öyle yaptılar. Bir insan en iyi yaptıklarını bilir. İşte onlar yaptıklarının kendilerine döneceğinden korkuyorlar. Beyler, dine inananlar sizler kadar vicdansız, duygusuz, zalim değillerdir. Bunu iyi biliniz.. Kardeşim... Güzel hikayen duygularımı paylaşmama neden oldu. Teşekkürler. Başarılar dilerim.26.01.2019 15:00
Mahmut Buldu Çok duygulu bir o kadarda hoş olmuş ama,bizlerde evlerimizde eşarplı ablalarımızla,teyzelerimizle,analarımızla halalarımızla büyüdük vede kimsenin aklına gelemdi müslüman köyünde salyongoz satmak.ama ne olduysa birileri geldi yok türbanmış yok sıkma başmış furyası aldı gitti vede guruplaşmalar başladı sanki benim anamın eşarbı örtünmek değilmiş gibi.Baştaki söylüyor bu türban bir siyasi simge diye o halde nerde kaldı benim dinimdeki örtünme.Sayğılarımla.26.01.2019 14:59
Fatima Humeyra Kavak Tebrikler. Çok anlamlı bir eser kaleme almışsınız. Allah razı olsun. Gercekler göz ardı yapılamaz. Duyarlı yüreginizi KUTLU/yorum..26.01.2019 14:58
Raşit Gürcan öncelikle şunu söylemek istiyorum. aşağıda yorum yapmış olan erol beyin sorusuna cevap bir çalışma hazırlarsanız çok sevinirim. türkiyeyi laik ve çağdaş bir topluma çevirmeye çalışanların hedefi türban değildir. ben de laik eşitlikçi bir türkiye genciyim. ama, benim annemin de başı örtülü ve ben annemi karşıma almış mı olyorum. cumhuriyet devrindeki devrimlerin amacı da çağdaş bir ülke olma yolunda atılan bir adımdı. yanlış anladıysam lütfen düzeltin. siz bunun aksine olan şeyler yazdığınızı düşünüyorum. türban toplumsal bir sorun değil siyasal bir sorundur. bunun altını çizmek istiyorum. ayrıca insanları başındaki türbana göre değil insanlığına göre değerlendirmek gerekir. o kahramanlığı başı kapalı olan ya da açık olan biri hatta bir ataist bile yapabilirdi. dediğim gibi o bir insanlık meselesi. erdemli olmak diyorum sadece. eğer biri türbana saygı göstermiyorsa beni karşısında bulur. türbanı siyasal bir imge haline getiren yine beni karşısında bulacaktır. şeriatla yönetilen ülkelerden bir farkımız varsa, ki bu fark özgürlük kişisel haklarımızın sınırlanmaması, bunun sebebi laik ve demokratik bir ülke olmamızdan kaynaklanmaktadır. sorun tek türbansa anlarım ama laik olanların elindeki çantayı tamamen attırmaya çalışılıyorsa burada bir problem vardır. e o zaman şeriatçı ülkelerden ne farkımız kalır. özgürlükse sorun, türbanlılara göre bu özgürlük süreç içerisinde tersini alır da başı açık olanların özgürlüğü kısıtlanırsa ve hatta inancına karışanlar olursa.. anlatım yönünden başarılı bir çalışma olmuş fakat konu ve içerik yönünden ise size katılmıyorum. sanatsal bir çalışmanın içerisinde olmasaydı yanlış ve eksiklikler vardı derdim. tebrikler26.01.2019 14:58
sinesiper Hocam, yine `Başeğmek İçin Başkaldırmışsınızzzz....`Harika...(Bu arada Ardahan`ın Posof ilçesinin Yurtbekler Karakolundan selamlar, Erzurumdaydınız, yolunuz bekliyordum oysa... :))26.01.2019 14:57
Zeynep Yazı stilinizi çok beğeniyorum. Ancak türbanlı bir kızın kediyi kurtarmak için tek alternatifi sanki başörtüsünü açmasıymış gibi bir tablo çizmenizi eleştiriyorum. Bu durumda okullarımızı kurtarmamız içinde başımızı açmamız gayet normal olur. Allah`ımızın emrini çiğnemek bu kadar ucuz olmamalı. Gerçekten inanan bir insan kediyi kurtarmak için değil canını kurtarmak içim bile başını açmamalıdır. Gerçekten inanan bir insan inancının çerçevesinde alternatifler düşünmelidir.26.01.2019 14:55
ALLAHIM NELERE KADİRSİN Arkadaşlar ya bir konu bu kadar mı güzel anlatılır. Allah`ıma şükürler olsunki bize akıl vermiş. Kalemin keskin ömrün bereketli olsun hocam26.01.2019 14:55

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.