|
Ödüllü Yazılar : SAVUNMAMDIR
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 20.05.2012 22:20:00 (0 okur) |

SAVUNMAMDIR
"Ağzım kurusun… Yok musun ey Adl-i ilahi!" der, usta şair Mehmet Akif ERSOY zulüm ve haksızlıklar karşısında, ben de savunmama onun Allah’a O sitem dolu Mısra’sıyla başlamak istedim.
"Ağzım kurusun… Yok, musun ey Adl-i ilahi!"
Aslında, savunmaya yapacak bir şey yok, yapmayacaktım da, ancak tarihe bir belge bırakma adına yapıyorum bu savunmamı, zira Akkurtlar beni yemeyi kafalarına koyduklarını çok iyi biliyorum. Bu yüzden Zergan’ın aşağısında olan bana, suyu bulandırdığımı gerekçe göstererek havlıyorlar diş gösteriyorlar. Oysa Zergan Deresinde, aşağıda da yukarıda da olmak pek bir şeyi değiştirmiyor, zira kurumuş kupkuru bir deredir. Sadece ve sadece pislik akmaktadır. Ve hesaba katmadıkları kolay bir lokma olmadığımın gerçeğidir. İyi bilsinler ki, boğazlarında kalırım boğulurlar. Boğulacaklarda, her birinin rüyalarından çıkmayacağım kâbusları olacağım Yem-i Din’e kadar. |
|
|
Günün Yazısı : Parkamı giydim de yazdım
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 06.05.2012 01:20:00 (107 okur) |
Parkamı giydim de yazdım
Bugün!
Günlerden 6 Mayıs 2012 Pazar 40 yıl önce bugün şafak sökmeden üç genç idam edildi. Bu geçen süre zarfında zaman şunu gösterdi ki, düşünceleri ister doğru ister yanlış olsun. Kanla imzalanan düşünceler en doğru, en güçlü ve en unutulmaz olanlardır. O öyle güçlü bir imza ki, sahibinin düşüncesi ne olursa olsun doğruladığı gibi aynı zamanda onu ölümsüz de kılmaktadır.
Bu idam kararını reddedenler, çekinser kalanlar ve oylamaya katılmayan milletvekilleri elbette zamanla unutulup gideceklerdir.
Ancak, KABUL oyu veren Milletvekilleri, temsil ettikleri illeri için o kararları birer kara leke olarak tarihe geçtikleri gibi asla da unutulmayacaklardır. Bizimde Mardin olarak bu idamlarda ne yazık ki dört KABUL Oyumuz vardır. Bu oylarda, Esat Kemal Aybar, Abdulkadir Kermooğlu, Abdulkadir Özmen ve Abdurrahim Türk'ten.
|
|
|
Günün Yazısı : Kadriye
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 16.04.2012 08:00:00 (486 okur) |

Kadriye
Bu uzun bir hikayedir Camiye uğradığı yoktu, hatta Cuma'ya bile gitmeyenlerdendi. Bu yüzden kendisine “Cuma’ya gitmeyen Müslüman kardeşlerimiz bacımızdır” diyen cumaci Müslümanlara da aldırış ettiği yoktu.
Velâkin, ramazan geldi mi! Her akşam sinekkaydı tıraş olur, eşiyle el ele tutuşarak teravih namazına değişik camilerde kılmaya giderlerdi.
Böylelikle ramazanın 20 gününü geride bırakmıştılar. Az da olsa kendini tanıyan birilerine rast geldiklerinde “Bu ne iş?” diye başlayan sorularına ise gülümseyerek “Ramazan ayında şeytanların bağlanması…” diye cevaplıyordu.
Bu akşamda tam cami kapısından içeri girecekken cemaatten birisi onu kapıda yakaladı ve sol çenesindeki yara bandını işaret ederek: |
|
|
Günün Yazısı : 4+4+4
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 27.03.2012 15:30:00 (139 okur) |

4+4+4 Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer: “Türkiye'de eğitim sisteminin yapısı ile ilgili konuları tartışıyoruz ama benim her gün telefonuma ve e-malime öğretmenlerden mesajlar geliyor. İnanın gelen mesajlardan hiç biri yeni eğitim sistemi yapısı üzerine tartışma ve fikir sunma odaklı değil. Tamamı, 'Bizim Ağustos'ta atama yapıp yapmayacağımıza dair sorular" diye haberlere yansıyan ifadeleri oldu.
Aslında bu konuya hiç girmeyecektim. Ama bu sabah ki haberlerde Sayın Bakanımızın yukarıda ki ifadeleri içimi çok acıttı. Yazmazsam iç kanama geçireceğim bu yüzden yazmaya karar verdim.
|
|
|
Ödüllü Yazılar : Kızıltepe'nin Fatih Projesi
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 15.02.2012 00:00:00 (642 okur) |
Kızıltepe'nin Fatih Projesi
Sevgili Okurlar
Biliyorum karşınıza “Kadriye’nin Mektubu” ile çıkmam gerekiyordu ancak konun aciliyetine binaen bu yazımı Milli Eğitim Bakanlığının Çılgın projesi olan Fatih Projesi’ne ayırdım. Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan FATİH Projesi'ni, bugün (6 Şubat 2012) Sabahattin Zaim Anadolu Öğretmen Lisesinden startını verdiler.
Fatih Projesi Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi boyunca eğitime ayırdığı 8 milyar dolarlık bütçeli en büyük ve aynı zamanda en gerçekçi, “İstanbul Kanal Projesi” kadarda çılgın projelerinden birisidir. |
|
|
Günün Yazısı : Allah’la Aldatmak
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 11.11.2011 23:50:00 (365 okur) |

Allah'la Aldatmak İslam’da “Haram ve Helaller” ayetlerle kesinleştiği gibi, Allah dinini tamamlamış ve Allah’ın katında dinin ancak İslam olduğu, İnsanlardan başka bir dinin de kabul edilmeyeceği bilgisi bizatihi Allah kendisi Kuran-ı Kerim’inde bizlere bildirmiştir. Haramları kitabında tek tek apaçık yazan Rabbimiz, bildirilenlerin dışında kalan bütün hayvanları helal kılmıştır. Hele bitkisel ürünlerin haramlığından asla bahsedilmediği gibi tümü helal sayılmıştır. Öte yandan..
Allah, İçeriğine ve katkı maddelerine bakılmaksızın "Misafir umduğunu değil bulduğunu yer" tarzından, Kitap Ehlinin yemeğini bize “Temiz ve Helal” Kıldığı gibi bizimkini de onlara “Temiz ve Helal” kılmıştır. Kitap ehlinden birisinin evine Tanrı misafiri olduğumda, bana sunacağı yemeği isterse domuz pirzolası olsun Maide-5.Ayeti kerimesine göre bana "Anne Sütü" gibi "Temiz ve Helaldir" afiyetle yiyeceğim.
|
|
|
Günün Yazısı : Şımarıklar Finali Oynamak İstiyor
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 03.11.2011 00:50:00 (366 okur) |

Şımarıklar Finali Oynamak İstiyor 7,2 Van depremi ile ilgili benden bir yazı beklediğinizi biliyorum ve sanırım yeterince herkes tarafından da yazılıp çizildi/konuşuldu. Herkes tozpembe kardeşlik tabloları çizdi ya da kendilerine çizdirildi ama ben çizmeyeceğim. Kimse bana çizdirtemez de. Biraz öfkem ve sinirlerim yatışsın diye bugüne kadar bekledim…
23 Ekim 2011 Pazar günü saat 13.42 civarında Kızıltepe’de ki o unutulmayacak sarsıntıyı hissederken merkez üssünün Bingöl ya da Elazığ olabileceği tahmininde bulunmuştum. Zira 6,4’lük 1 Mayıs 2003 yılındaki Bingöl depremini de Kızıltepe’de aynı şiddette hissetmiştim/hissedilmişti. Ve yine iki depremde beni aynı “şekil ve şiddette” bilgisayar masasının başında yakalamıştı. |
|
|
Günün Yazısı : Feriştah'ın Çocuğu
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 07.10.2011 01:00:00 (1043 okur) |

Feriştah'ın Çocuğu Uzun bir zamandan beri, yazmayı düşündüğüm ama bir türlü yazamadığım bir konuyu, nihayet bu yazımla, artık sizlerle paylaşabileceğim.
Bilmenizi isterim ki, ben çok az televizyon seyredenlerden biriyim. Bu az seyredermişliğimin nedeni çoğunlukla vakit bulamayışımdan veya çocukların çizgi filmlerinden bana bir türlü sıra gelmeyişinden kaynaklanmaktadır. Bunun, başka dini veya siyasi bir nedeni yoktur |
|
|
Günün Yazısı : Qosar Ker’and Prix
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 07.10.2011 00:30:00 (309 okur) |

Qosar Ker’and Prix
Kızıltepe Belediyesi, halkımıza yaşanabilir trafikten arındırılmış güzel bir meydan oluşturma çabası, azim ve kararlılığı sonucunda; şehrin ana caddesini trafiğe kapatma, Atatürk Heykelini taşıma ve bunun için yeni bir tören alanını oluşturma, parktaki gece kondu ve belediye binasını yıkma kararları basit kararlar olmadığı gibi takdire şayan radikal karar ve adımlarındandı.
Her ne kadar bu kararlarından kısa bir süre önce, Parkın Yeniden düzenlenmesi, Belediye binasının dış cephe izolasyon ve onarımı için yüz milyarlarca lira harcanmış olsa da, o emeklerin yerle bir edilmesine hiç üzülmedim tek üzüldüğüm o dut ağaçlarına uygulanan jenosidiydi… |
|
|
Günün Yazısı : Oldu mu, Öğretmenim? Oldu mu şimdi?
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 07.10.2011 00:10:00 (282 okur) |

Oldu mu, Öğretmenim, oldu mu şimdi? Hocaköy İlköğretim Okulu’ndan mezun olmamdan bu yana tam tamına 30 yıl geride kaldı. Dile kolay sınıf arkadaşlarımın çoğu artık değişik yerlerde anne, baba ve hatta dede ve nine olanlar bile var. Zaman çok acımasız durmaksızın hızla akmakta, günlük hengâmeler insanın bu hızlı akışın farkına varmasına engel olmaktadır.
Bugün geçmişe doğru bir yolculuk için arşive daldım. Arşivlerde 30 yıl önceki sınıfımı ve sınıf arkadaşlarımın izini sürdüm. Uzun uğraşlar sonucunda tozlu raflarda ancak “Diploma Defterine” ulaşabildim. 34 kişilik sınıftan kimliği olmayan 6 kişi hariç Diploma Defterinde 28 kişinin siyah-beyaz, sulu vesikalık resimleri vardı. Fotoğraflar beni 30 yıl öncesine alıp götürdü. |
|
|
Kitap Tanıtım-Eleştiri : Ayşe Apo'yu hakkında İlk yazan Redikal yazarı Murat YETKİN'dir
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 21.06.2011 22:50:00 (405 okur) |
"Ayşe Apo Dağdan İnenler" kitabımızın 17 Ağustos 2009 tarihinde ki ilk baskısından yaklaşık 5 yıl önce 29 Eylül 2004'te "Ayşe Apo"'yu köşesine taşıyan İlk isim, Redikal yazarı Sayın Murat YETKİN olmuştur. Sayın Murat Yetkin'in "Ayşe Apo" hakkında ki, "Hakkâri'de bir öğretmen" isimli yazısını aşağıda sizinle paylaşmak istedim.

Hakkâri'de Bir Öğretmen
Babası, sekiz yaşındaki Abdurrahman'ı ilkokulların açıldığının ikinci haftasında götürüp okula yazdırdı. Abdurrahman, o güne dek, askerden yeni gelen ağabeyinin öğrettiği birkaç kelime dışında hiç Türkçe bilmiyordu. Yıl 1980 idi.
Okulun müdür yardımcısı küçük Abdurrahman'ı teneffüs sırasında elinden tutup sınıfa görürdü, bir sıraya oturttu. Abdurrahman etrafında ne olup bittiğini anlamaya çalışırken bir şey oldu; bütün öğrenciler ayağa kalktı. O da kalktı. Öğretmen gelince ayağa kalkılacağını henüz öğrenmemişti. Abdurrahman'ın sınıftakilerden daha büyük ve yeni olması, öğretmenin dikkatini çekti, yanına geldi, "Adın nedir?" diye sordu.
Abdurrahman şaşırdı. Babası onu okula getirirken "Öğretmen sana 'İsmin ne?' diye sorarsa, Abdurrahman dersin" diye tembihlemişti. Ama öğretmen ona 'İsmin nedir' değil, 'Adın nedir' diye soruyordu ve o 'ad' kelimesinin anlamını bilmiyordu. Afalladı. Öğretmeni kendi ismini sormuyordu demek ki... |
|
|
Kitap Tanıtım-Eleştiri : Metin AKTAŞ'ın "Ayşe Apo Dağdan İnenler" Kitabı değerlendirme yazısı
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 14.06.2011 23:40:00 (289 okur) |
“İnsanı dine kurban etme düşüncesinde olanlardan uzak duracaksın ki Allah’a yaklaşabilesin. İnsan değil midir ki özgürlüğü kısıtlandığı için cenneti terk etmiştir.” (Kitaptan, s.79)
Mahmut Semen’le 22 Mayıs 2011 tarihinde, 2. Diyarbakır TÜYAP Kitap Fuarı’nda kitaplarımı imzalarken tanıştım. Benimle aynı stantta kitaplarını imzalıyordu. Hayat dolu, gözleri pırıl pırıl ışıldayan bir insandı. Daha ilk tanışmada üzerimde olumlu etki bıraktı. Ayşe Apo-Dağdan İnenler ve Gençlik Köprüsü adlı iki kitabı yayınlanmış bir yazardı. Doğrusu ben yazarın her iki kitabını da okumamıştım, yazar hakkında hiçbir bilgiye sahip değildim. Ayşe Apo-Dağdan İnenler kitabını okuduğumda yazarın dini hassasiyetleri güçlü bir insan olduğunu öğrendim. Bu benim daha da ilgimi çekti. Hayata, yaşadığımız toplumsal olaylara farklı bir pencereden bakan, bölgede yaşayan bir yazarın düşünceleri benim için çok önemliydi. Ayşe Apo-Dağdan İnenler kitabını okuduğumda, devletin resmi din anlayışını bir papağan gibi tekrarlayan dindarlardan olmadığını, sorgulayan bir insan olduğunu gördüm. 119 sayfalık küçük bir kitaba çok şey sığdırmış yazar. Bugün tartışmasız doğruymuş gibi kabul edilen birçok şeyi cesaretle sorgulayarak gerçeği aramaya başlar yazar. Doğru olan da bu değil mi? |
|
|
Kitap Tanıtım-Eleştiri : Mehmet Nazım Güler'in "Ayşe Apo Dağdan İnenler" Kitabı değerlendirme yazısı
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 12.12.2010 08:00:00 (871 okur) |
AYŞE APO kitabını okuyunca çok ilginç ve güzel bulacaksınız.
Sevgili arkadaşım Mahmut Semen’in “Ayşe Apo-Dağdan İnenler” kitabını okumak için bu Pazar günü elime aldığımda, gün boyu TEDAŞ’ in azizliğine uğramama ve geceleyin de sık sık gelen elektrik kesintilerine rağmen, kitabı kesintisiz okuyup bitirdim. Çünkü kitap, okudukça merak uyandıran bir üslup, akıcı ve sade bir dille yazılmıştı.
 Kitabın kapağının önyüzündeki, bir bayan gerillanın, photoshop ile çift taraflı konulmuş bir fotosu ve ortasında, karşıdan bakan eski 100 Alman Markı'nın ön yüzündeki Clara Schumann'ın resmine; arka yüzünde ise, polis kordonunda çömelmiş türbanlı eylemci kıza bakınca, kitabın içeriğinin, bu kapaktan çok öte, başka şekilde olacağını tahmin edemezsiniz. Bu, ne hanım olan bir Ayşe’nin hikâyesidir ve ne de Apo, herkesçe bilinen Apo’ dur. Bu, apayrı bir hikâyedir.
Anadilde eğitimin olmadığı bir okul ortamında, bir Kürt öğrencinin anlamadığı Türkçe (Adın nedir?) sorusunu, tahminle, (Annenin adı nedir?) şeklinde sorulduğunu sanarak, (Ayşe!) diye yanıt vermenin azizliğine uğrayan Abdurrahman’ nın ( yani Apo’nun) hikâyesidir. Olay, anadilde eğitim görememenin pedagojik trajedisi gibidir.
|
|
|
Kitap Tanıtım-Eleştiri : Ahmet Sevinç'in "Ayşe Apo Dağdan İnenler" Kitabı değerlendirme yazısı
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 25.11.2010 08:00:00 (402 okur) |
 Yeni bir kitap okumak benim için her zaman yeni bir insan tanımaya benzer. Kitabı okumayı, o insanın karşıma geçip kendini ifade edişine benzetirim. Anlatan yazar, dinleyen ben (üstelik lafı kesip konuşmayı bölme olayı da ortadan kalkıyor) mutlu olarak kalkmış oluyoruz beraberce.
Dün böyle bir tanışma gerçekleşti.
 Kitaptaki ince zekâyla işlenmiş mizah, beni alıp Aziz Nesin'in kitaplarına götürdü bir ara. Benim bir kitabı bir günde okumuşluğum sayılıdır. Mahmut Semen'in "Ayşe Apo" isimli kitabı da bir günde okuyup bitirdiğim kitaplar listesine girdi böylece.
Tamam, 120 sayfa kalın bir kitap sayılmaz, fakat günümüzde eskiye göre okumanın daha zorlaştığı bir zamandayız. Zira şimdi binlerce internet sitesi, e-gazeteler (ki, kıyısından köşesinden okuyup yazıyorsanız belli başlı gazetelerdeki yazarların hepsinin köşesini okumalısınız), bunun yanında gazete ve dergiler, okumayı düşündüğünüz son çıkan kitaplar, satın aldığınız veya çevrenizden ödünç aldığınız okunma sırası bekleyen diğer kitaplar ve en önemlisi bunlara ayıracak zamanınızın olup olmadığı söz konusu. İşte Mahmut Semen bütün bu badireleri atlatarak okutturdu bana kitabını.
|
|
|
Kitap Tanıtım-Eleştiri : Behcet Yani'nin "Ayşe Apo Dağdan İnenler" Kitabı değerlendirme yazısı
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 24.02.2010 08:00:00 (588 okur) |

Eğer bu kitap reklâm ve dağıtımı iyi yapılan bir yayınevinde basılsaydı 2009 yılına damgasını vururdu. 24 Şubat 2010 Dağdan inenlerin düğünü… Böyle bir düğünde halay başını çektiniz mi ya da düğünü izlediniz mi bilmem? Yazarın gazeteci kimliği ile ÖSS sınavında olup bitenleri haber yapmak için görevlendirildiği şehirde çocukluğundan günümüze uzanan müthiş bir hayat macerası…
Masamda Mahmut Semen’in iki kitabı var. İki kitabın kapak tasarımı da birbirine yakın ve bana itici geldi. Ama durun! bu sizi kitaplarına karşı soğutmasın. Benim yaptığım gibi kapakların albenisizliğini görmezden gelip, kapakları çevirmeniz yeterli.
 Daha ilk sayfasından bir masa başı çalışmasından ziyade, alan çalışması olan; her bir satırı gerçek hayattan birer kesit, eğitim ile ilgili çarpıklığı, bölgemizde olup bitenleri, kültürümüzün nasıl asimile edildiği ve aşkı da heybesine alarak görevlendirilen bir gazetecinin izlenimleri ve yaşadıklarını anlatan;“Ayşe Apo(Dağdan İnenler” kitabını ilkin başlıyorum okumaya; bu topraklar üzerinde insanların nasıl kullanıldığını, hayatlarını nasıl idame ettiklerini, bir lokma ekmek için, evlenmek için, yani yaşamak için; kimlerin bu insanları nasıl sömürdüğünü, olup bitenleri bir simyacı titizliği ile büyük bir cesaretle kaleme almış Semen. Bir başka deyişle yazarlığının temel taşlarını yerine oturtmuştur. Köyden şehre göçü, şehirden vazgeçemeyişi ve arzularımızı nasıl putlaştırdığımızı… |
|
|
HABER : Deliler Zamanı
|
| Gönderen webmaster şunun üzerinde 03.01.2010 14:00:00 (407 okur) |
DELİLER ZAMANI
Edebiyata âşık olduğu için, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine şimdiye kadar en yüksek puanla kayıt yapan tek öğrenciydi. O puanla daha güzel Üniversitelerin dilediği Fakültesine kayıt yapabilirdi, ama O, Edebiyat Fakültesi dışında başka tercihte yapmamıştı. Bu yüzden hem üniversiteden hem de başka yerlerden burslar kazandı. Zaten yetiştirme yurdunda büyüdüğü için kendisine her zaman burslarda öncelik hakkı veriliyordu.
|
|
|